Aden'in Rüyası (Bölüm8)


Yemekleri ocağa koyup pişmeye bıraktı. Şehre gidip Okan’ı işten alması gerekiyordu. Hakan amcayı ocaktaki yemeğe bakması için tembihledikten sonra üzerine montunu ve atkısını alıp evden çıktı. Hava henüz yeni kararmaya başlamıştı. Aracına doğru ilerlerken dışarıda bir hareketlilik fark etti. Yaklaşık elli metre ilerideki boş evin önünde bir nakliye kamyonu, iki tane de JEEP vardı. Merakla ne olduğunu anlamaya çalışırken Hakan amcanın sesini duydu.
“Yemeğin altını ne zaman kapatayım?”
Önder ona kaçamak bir bakış attıktan sonra tekrar karşıya döndü.
“Yirmi dakika sonra kapatabilirsin, fazla pişerse dağılır. Bunlar kim, ne için gelmişler?”
“Onlar mı? Mahmut’un kızıyla torunları. Ah... Damadı da gelmiş. Bu kamyon neden gelmiş acaba?” diye geveleyerek, onun yanına yaklaştı Hakan amca. “Normalde yazın gelirlerdi, sadece çocuklar kalır bir hafta sonra giderlerdi. Onları uzun zamandır ilk kez görüyorum.”
“Neden? Geçtiğimiz yaz gelmediler mi?”
“Hayır. Mahmut ile karısı öldükten sonra bir daha buraya adım atmadılar. Kızı zaten hiç kalmıyordu, sadece çocukları bırakıp gidiyordu. Neymiş, köyde bir gece geçirmeye katlanamazmış hanımefendi. Nereden geldiğini unuttu herhalde.”
Önder, Hakan amcaya döndü.
“Gidip merhaba demeyecek misin?”
“Hayır. En son ki karşılaşmamızda yaptığı saygısızlık affedilemez. Neyse, sen git. Okan’a geç kalacaksın.”
Önder evet anlamında başını salladıktan sonra arabaya binip motoru çalıştırdı. Araçla karşı evin yanından geçerken, araçlardan eşyaları indiren aileye kaçamak bir bakış attı. Kaşlarını çattı, içlerinden biri ona çok tanıdık gelmişti. Ailenin en büyük çocuğu olduğu anlaşılan genç kızı daha önce gördüğünü düşünüyordu, ama nerede gördüğünü hatırlayamadı. Ona hiçbiri dönüp bakmamıştı. Ya işlerinden dolayı görmemişler ya da görmezden gelmişlerdi. O kadar da önemli değildi. Önder Okan’ı alıp köye dönüş yoluna girdi.
“Karşıdaki eve birileri taşınıyor.” diyerek, söze girdi Önder.
Okan cevap olarak başını çevirip, şaşkın bir şekilde Önder’e baktı. Yüzünde anlamsız bir tedirginlik vardı. Bunu duyduğuna sevinmemesi bir yana, epey tedirgin olmuştu.
“Ciddi misin? Neden?”
“Ne demek neden? ben dereden bileyim, orada yaşayan ailenin kızıymış. Yanında kocasıyla çocukları da vardı.”
“Kocası mı?” diye sordu Okan ve yutkundu. Önder onun bu bakışlarından ve anlamsız surat ifadesinden rahatsız olmuştu.
“Tabi... Artık arazide yalnız kalamayacağız, bu yüzden sinirlenmiş olmalısın. Ben de istemezdim doğrusu, böyle iyiydik.”
Okan tek kelime etmeden yola döndü. Önder onu konuşturmayı denedi ama Okan tek kelime etmedi. Eve vardıklarında aracı evin önüne park etti. Okan aracın motoru kapanmadan araçtan inip kendisini eve attı. Önder merakla arkasından baka kaldı. Aracın motorunu kapatıp aşağı indi. Hava kararmıştı ve karşı evin pencerelerinden ışık sızıyordu. Kamyon ortalıkta yoktu ama Jeepler hala kapının önünde duruyordu. Önder onların hiçbirini tanımadığından, artık aracı çalacak birileri olabileceğini düşünerek aracın kapısını geri açtı ve anahtarı kontaktan çıkarıp yanına aldı. Eve son kez baktıktan sonra arkasını dönerek kendi kaldığı eve doğru ilerledi. Kapının önüne iki tane Jeep koyacak kadar varlıklı bir ailenin böyle bir yerde ne işi olurdu anlayamıyordu. Eve girdiğinde Okan’ı ortalıkta göremedi, muhtemelen tuvalete gitmişti. Hakan amca sofrayı hazırlamış, onların gelmesini bekliyordu. Önder üzerindeki montunu ve atkısını çıkarıp ellerini mutfak lavabosunda yıkadı. Okan’ın tuvaletten çıkmasını beklemeye sabrı yoktu. Masaya oturduğunda Hakan amca ona bakarak sordu.
“Okan’a ne oldu böyle?”
Önder dudağını büktü.
“Bilmem, bugün biraz tuhaf.” dedi, tabaklara yemek koyarken.
“Karşıdakileri gördü mü?”
Önder bir an duraksadı. Bir elinde tabak diğer elinde ise içi karnı bahar dolu kaşık vardı.
Bir süre göz ucuyla ona baktıktan sonra tabağı doldurmaya devam etti.
“Hayır. Motoru kapatmadan arabadan kendisini içeri attı, neden sordun?”
“Onlarla konuşmuyor da ondan. Onların buraya gelmesi hiç iyi olmadı.” dedi Hakan amca ve derin bir iç çekti.
Önder tabağındaki yemeği karıştırarak sordu.
“Neden konuşmuyor? Seninle aynı konudan dolayı mı?”
“Sayılır.”
“Konu ne?” diye sordu Önder, ama bunu sorduktan sonra hemen pişman oldu. Bu onu ilgilendirmiyordu. Sadece merak etmişti o kadar, kendisine hakim olmalıydı.
“O kadının bana yaptığı saygısızlık, başka ne olacak? Okan bana çok düşkün, bu yüzden biri bana yanlış bir şey yaptığı zaman o kişiyle tüm bağını koparıyor. Aslında kötü bir alışkanlık ama ne yapayım, laf dinlemiyor ki.”
Önder hafif bir şekilde başını sallamakla yetindi.
“Ama çocuklarla arası iyidir.” diyerek, konuşmasını sürdürdü yaşlı adam. “Gerçi sadece Bora ile iyi geçiniyor, Aden’e biraz soğuk davranıyor.”
Önder içi yemek dolu kaşığı ağzına götürmek üzereyken durakladı. Aden... Bu ismi daha önce de duymuştu. Kantinde o zibidilerin bahsettikleri kızdı. Evet, onu şimdi hatırlamıştı. Demek ki onu daha önce gördüğü konusunda yanılmamıştı. Adını duymuştu, kızı görmüştü ama o ismin o kıza ait olduğunu bilmiyordu. Önder, okuldaki gençlerin konuştuklarını hatırladı. Genç kızın evinin yandığından söz etmişlerdi. Demek ki buraya taşınmalarının nedeni buydu, evlerinin yanmasıydı.
“Evleri yanmış.” dedi Önder, aniden.
“Evler mi yanmış?” Önder başını çevirdiğinde, hemen arkasında ayakta ikilden Okan’ı gördü.
“Evet. Öyle duydum.” diyerek karşılık verdi.
Okan başka bir şey sormadan masadaki yerine geçerken, Hakan amca söylenmeye devam etti.
“Kim bilir kime ne yaptılar da başına bu geldi...”
“Baba...” diyerek, onu susturmaya çalıştı Okan. “Ne olduğunu bilemezsin, insanların arkasından konuşma.”
“Biraz önce Önder’e onlarla konuşmadığını söyledim, şimdi beni yalancı çıkarma.”
“Aynı şey değil. Onları savunmuyorum, boş ver gitsin.”
Sonunda herkes susup yemeğini başladı ama Okan yemeğini yemekten çok didikliyor, kanı baharları küçük parçalara ayırıyordu. Önder göz ucuyla ona bakarak yemeğini yemeyi sürdürdü. Sonra çay demlemek için mutfağa gitti. O sırada dışarıdan bazı bağırışlar duydu. Eline aldığı çaydanlığı tezgâhın üzerine bırakıp koşar adımlarla salona gitti. Hakan amca ile Okan dışarıda olanları duymazdan gelerek, koltuklarda uzanmaya devam ediyorlardı. Biri gazeteyle oyalanıyor, diğeri de bulmaca çözüyordu. Önder onları umursamadan pencereye yaklaştı ve perdeyi hafifçe aralayarak dışarıya baktı. Evin annesi olan genç kadın araçlardan birinin başında sinir krizi geçiriyor, bağırıp çığlık atıyor, aynı anda aracın çeşitli yerlerini yumruklayıp tekmeliyordu. Kocası da onu sakinleştirmek için bir bağırarak bir şeyler söylüyor, ama durdurmak için hiçbir şey yapmıyordu. Ellerini montunun cebine sokmuş, sakince karısını izliyordu.
“Galiba huzuru çok arayacağız.” diye mırıldandı Önder. Okan’a onu duymuş olacak ki karşılık verdi.
“Sana katılıyorum. Onlar sorunlu bir aile, onlara alışmaya çalışma.”
Önder ciddi bir kavga olmadığını anlayınca, orada dikilip durmanın bir anlamı olmadığına karar verdi ve perdeyi kapatıp mutfağa doğru ilerledi. Gerçi kavga olsa bile onu ilgilendirmiyordu. Sadece meraktan gidip bakmıştı hepsi bu. Hareketlerine karşı koyabilirdi ama düşüncelerine koyamıyordu. Okan’ın neden onların buraya taşındıklarını duyduğunda o kadar şaşırdığını anlayamamıştı. Onlarla küs olduğu için uzak duruyorsa öfkelenmesi ve küfürler yağdırması gerekirdi ama yapmamıştı. Üstelik onlara karşı bu kadar büyük bir kini varsa, eve geldiklerinde onlara göz dağı vermek için dışarıda oyalanarak kendisini onlara gösterebilirdi ama bunu da yapmamıştı. Önder olsaydı böyle yapardı. Ama herkes aynı şeyleri düşünmek ve aynı şeyleri yapmak zorunda değildi elbette, bu sadece onun düşüncesiydi.
Çayı demledikten sonra oturma odasına götürüp içtiler ve herkes yatağına gitti. Önder’de önce kümese gidip, havanın zifiri karanlık ve soğuk olmasına rağmen hala küçük bahçelerinde vakit geçiren tavukları kümese sokarak kapısını kilitledi. Ardından ahıra gitti. Hayvanları kontrol edip kapıyı kilitledikten sonra eve doğru ilerledi. O sırada karşıdaki eve kaçamak bir bakış attı. Birisi verandanın merdivenlerinde oturuyordu.
Önder buraya geldiğinden beri o ev hep boştu, oraya gelip giden kimse olmamıştı. Evlerine en yakın mesafede olan tek ev orasıydı. Akşamları Etraf zifiri karanlık ve son derece sessiz oluyordu.
Ama artık o evin ışıkları yanıyor, içinde yaşayanlar insana huzur veren derin sessizliği bozuyordu. Onların buraya gelmeleri onun da hiç hoşuna gitmemişti. Buraya geldiklerinden beri kavga ediyorlardı. Önder onların burada kalıcı olacaklarını, en azından evleri yandığından dolayı uzun bir süre burada kalacaklarını düşündükçe sinirleri daha çok bozuluyordu. Bu köy ya da bu arazi onun tapulu malı değildi, herkes kendi evine istediği zaman gelip gidebilirdi. Ama Önder buradaki sessizliğe ve huzura o kadar alışmıştı ki, sanki başka bir eve değil de kendi yaşadığı eve gelmişler, onun alanına girmişler gibi hissediyordu. Gerçekten sorunlu bir aileydiler. Geldikleri andan itibaren bölgenin tüm büyüsünü bozmuşlardı. Önder onların buradaki varlığına nasıl alışacaktı bilmiyordu. Arkasını dönüp eve doğru ilerlerken birinin ona seslendiğini duydu.
“Hey... burada mı kalıyorsun?”
Önder arkasını döndüğünde karşısında genç bir çocuk gördü. Aslında pek de genç sayılmazdı, daha çok orta okul çocuğuna benziyordu. Ama ses tonu, onun on beş-on altı yaşlarında olduğunu belli ediyordu.
“Evet, ne oldu?” diye sordu Önder, buz gibi bir sesle. Çocuğun söyleyeceğini söyleyip, bir an önce buradan gitmesini istiyordu.
“Tornavidan var mı? Yıldız...”
“Ne yapacaksın?”
“Valizimin anahtarını almayı unutmuşum, kilidi açmak için hiçbir aletimiz yok. Babam kilidini kıracağını söylüyor.”
Çocuk başını yana eğmiş, omuzlarını düşürmüş, aval aval Önder’in suratına bakıyordu. Duruşunda ve konuşma tarzında kibirli bir hava vardı. Önder onun bu görüntüsünden rahatsız oldu, onun sinirlerini bozuyordu. Göz ucuyla karşıdaki eve baktığında, verandanın önündeki merdivenlerde gördüğü kişinin hala orada oturduğunu fark etti. Orada oturan kişi bu çocuk değildi. Belki de annesi ya da ablasıydı. Buradan bakınca kim olduğunu tam olarak göremese de ufak tefek biri olduğunu anlayabiliyordu. Önder tekrar karşısındaki çocuğa baktı. Ona istediğini verebilirdi ama Hakan amca ve Okan onlarla konuşmuyorlardı. Bu yüzden onların eşyasını, onlardan habersiz bir şekilde konuşmadıkları insanlara veremezdi.
“Yok.” dedi Önder ve arkasını döndü. Eve doğru bir adım attığında, çocuk onu tekrar durdurdu.
“Yalancı pislik, olduğunu biliyorum. Hangi köylü züppenin evinde tornavida olmaz ki?”
Önder olduğu yerde durup dudağını ısırdı. Aynı anda yumruğunu sıkıyor, bir yandan da kendisini zapt etmeye çalışıyordu. Sonuçta karşısındaki kişi bir ergendi. Başını çevirip çocuğa karşılık verdi.
“Baban da zengin bir piçe benziyor, sana bir tornavida alacak parası yok mu?”
“Babam hakkında doğru konuş! Bok çuvalı.” dedi çocuk, bağırarak. Önder gözlerini kocaman açmış, öfkeli bir şekilde karşısındaki çocuğa bakıyordu. Ona doğru birkaç adım attığı anda bir ses onu durdurdu.
“İçeri gel Önder.” Önder başını çevirdiğinde, pencereden onlara bakan Okan’ı gördü. “O bir çocuk, boş ver gitsin.”
Önder karşındaki çocuğa kısa bir bakış attıktan sonra koşar adımlarla içeri girdi. Okan onu durdurmasaydı, o çocuğu bir güzel tokatlayıp kıçından tekmeleyerek evine gönderecekti. Bunu yapmadığına pişman olmuştu. Okan’ın onun bir çocuk olduğunu söylemesine ise öfkelenmişti. O çocuk falan değildi. Şimdi ki ergenlerin hiçbiri çocuk değildi. Asıl çocukluk Önder’in zamanındaydı. Onun zamanında çocuklar büyüklerine saygıda kusur etmez, sözlerinden çıkmazlardı ve kötü sözler konuşmazlardı. Bu zamanda çocuk denilen yaratıklar, yetişkinlerden bile çok şey biliyorlardı. Hem çok bilmiş cahiller hem de saygısızlardı. Onlar için büyük küçük yoktu. Saygı, terbiye denen bir şey yoktu. Tabi çoğunluk böyleydi ama küçük bir kısım hala Önder’in zamanındaki çocuklar gibi saygılı yetişiyordu. Onlar da nadir rastlanan gerçek çocuklardı. Çünkü Önder’in zamanında sosyal medya denen zımbırtı yoktu.
Çocukların, yabancı ülkelerdeki gençlerin nasıl yaşadıklarını öğrenecekleri, birbirlerini kıskandıracakları, atışacakları, gösteriş yapacakları ya da bazı yetişkinlerin, gençlerin beyinlerini yıkayarak karakterlerini ve terbiyelerini ellerinden alabilecekleri herhangi bir yer yoktu.
Ama şu an her yerde her şey oluyordu. Çocuklar çocukluktan çıkmış, farklı bir türe dönüşmüşlerdi.
Önder evin pencerelerini ve kapısını kilitledikten sonra, karşı evden tekrar yükselen çığlıkları ve bağırışları duymazdan gelmeye çalışarak yatağına girdi.
Ne olursa olsun onlarla ilgili hiçbir şeye karışmayacaktı.

Yorumlar