Aden'in Rüyası (Bölüm 49)

Yatağında uzanmış, gözlerini boş tavana dikmiş öylece yatıyordu. Onu, işlediği suçlardan dolayı diğer mahkûmlardan korkutmak için tek kişilik bir hücreye koymuşlardı. Yalnızca yemek ve temiz hava için hücresinden çıkıyor, diğer mahkûmlarla da o zamanlar bir araya geliyordu. O zaman da etrafta gardiyanlar dolaştığından dolayı güvende oluyordu, ama onu diğer mahkûmlarla beraber bir koğuşa koyarlarsa onu sağ çıkaramazlardı. Herkes onun ne haltlar yediğini bildiğinden, hatta onun işlemediği cinayetleri de onun işlediği düşündüklerinden dolayı ona sataşıyorlar, onunla kavga etmeye çalışıyorlar, hakaret edip aşağılıyorlardı. Aden bunların hepsini duymazdan gelmeye, kimseyle kavga etmemeye, muhatap olmamaya çalışıyordu. Kendisini korumak için olabildiğince çaba gösteriyordu. Kavgadan korkuyordu çünkü buradaki kadınların çoğu dışarıdan bile korkutucu görünüyordu. Hepsi sert görünümlü, suratsızdı. Hepsinin kendisinden daha güçlü ve kuvvetli olduğuna emindi. Birine karşılık verirse dayak yer, kavga etmeye çalışırsa buradan cesedi çıkardı. Her an kendisini korumak için tetikte beklemeliydi. Can güvenliği için her an arkasını kollamalıydı. Evet, ölmek istiyordu ama bir cinayet kurbanı olarak değil. Ömrünün geri kalanını burada bu şekilde geçireceğini hatırladıkça korkudan tüyleri ürperiyor, öfkenden deliye dönüyordu. Burada yaşamaktansa ölmeyi tercih ederdi. Yine sıkıntıdan yerinde duramadı, yataktan kalktı ve küçücük hücresinde volta atmaya başladı ama hücre o kadar küçüktü ki, bir turu sadece altı adımda tamamlayabiliyordu. Derin derin nefes alıp vererek rahatlamaya çalıştı ama bir türlü rahatlayamıyordu. Biraz sonra kapı açıldı ve gardiyan, yemek vaktinin geldiğini söyledi. Üzerine hırkasını alıp gardiyanın peşinden gitti. Sıraya girip yemeğini aldı ve her zamanki yerine, kimsenin oturmadığı boş masaya oturdu. Kaşığıyla tabağındaki yemeğini didiklerken, tam karşısına bir kadın oturdu. Buraya geldiğinden beri ona yakınlaşmaya, onunla konuşmaya çalışan kadındı. Dibi gelmiş sarı saçları darmadağınıktı. Ayrıca kadın çok ağır bir koku yayıyordu, haftada iki kere banyo yapma hakları vardı ama kadının en son ne zaman banyo yaptığı belli değildi. Ayrıca kirli çürük dişleri, sivilcelerle ve yaralarla dolu bir suratı vardı. Aden bu kadınla karşı karşıya geldiğinde onun yüne bakmamak için başını başka yöne çeviriyordu. Çünkü kadının suratının hali onun midesini bulandırıyordu. Bir de yaydığı koku eklenince bu durum dayanılmaz bir hal alıyordu. Ondan iğrenen tek kişi Aden olmalıydı çünkü bu kadın burada gayet seviliyordu, herkesle iyi anlaşıyordu ve etrafında çok fazla insan vardı. Belki de ondan kokuyorlardı. Çünkü duyduğu kadarıyla bu kadın kaldıkları koğuşta, kendisini lider olarak belirleyen bir kadının sağ koluydu. Aden bu tür şeylerin sadece filmlerde olduğunu sanıyordu ama gerçek hayatta da vardı. Sonuçta hayatında ilk defa hapse giriyordu, bunu nereden bilecekti ki?
“Nasıl gidiyor, alıştın mı?” diye sordu kadın, çatallı sesiyle.
Aden cevap vermedi. Başını öne eğmiş, tabağındakilerle oynamaya devam ediyordu. Sorunun saçmalığı Aden’in sinirini bozmuştu, buraya nasıl alışacaktı ki? Dışarıda özgür ve huzurlu bir hayat varken kendisini neden buraya alışmak için zorlayacaktı?
“Ne zaman konuşacaksın?” diye, tekrar sordu kadın. Aden bir süre daha bekledikten sonra iç çekti ve cevap verdi.
“Ne konuşmamı istiyorsun, neden beni rahat bırakmıyorsun?”
“Ölene kadar kimseyle konuşmadan, yalnız başına yaşayamazsın. Birileriyle konuşman gerek, ayrıca arkana birilerini alman gerek.”
“Neden arkama birini alacakmışım? Ben kendi kendime yetim, kimseye ihtiyacım yok.” dedi Aden öfkeyle.
“Tabi k var. Her insanın mutlaka başka bir insana ihtiyacı vardı. Kimse tek başına yaşayamaz.”
“Yaşayanlar var.”
“Evet var ama sonunda ya deliriyorlar ya da intihar ediyorlar. Eğer sonunun bu olmasını istiyorsan sen bilirsin, böyle devam et.”
Kadın bu kez öfkelenmişti. Yemek tabağını alıp masadan kalkmaya yeltendi. O sırada Aden fikrini değiştirip, kadına tekrar oturmasını söyledi.
“Ne o, konuşmaya mı karar verdin?” diye sordu kadın.
Aden yutkundu.
“Şey, aslında bir şey soracaktım.”
“Neymiş.” Kadın, Aden’in artık onunla arkadaşlık kuracağını düşünerek yemeğini onun masasında yemeye başladı. Yemek yiyişi de görüntüsü kadar mide bulandırıcıydı. Aden yutkundu ve kadına bakmamak için büyük çaba göstererek konuşmasını sürdürdü.
“Burada ömür boyu hapis cezası alan başka birileri var mı? Bir ya da birden fazla cinayetle suçlanan.”
Kadın duraksadı, bir süre meraklı gözlerle Aden’i süzdükten sonra, ağzında beklettiği lokmasını çiğnemeye devam etti.
“Neden sordun, onlarla mı arkadaş olmak istiyorsun?”
“Hayır, sadece sordum. Yani, merak ettim.”
“Bak kızım... Burada senin gibi suç işleyen kimse yok, en azından şu an. Burada yalnız başına devam edemezsin, seni öldürürler.” dedi kadın fısıldayarak.
Aden göz ucuyla ona baktı. Kadının ağzının etrafına bulaşan yemek kalıntılarını görünce kusmamak için kendisini zor tutu.
“Anlıyorum. Peki sen buradan cinayet işleyip de tahliye olan birilerini hiç gördün mü, bir şansım var mı yani?”
Kadın derin bir iç çekip başını öne eğdi ve o da Aden gibi tabağını karıştırmaya başladı.
“Burada kimse hak ettiği kadar yatmıyor, öyle olsaydı tahliye olanlar cinayetten tekrar gelmezlerdi. Cinayet işleyip tahliye olan bir kişi tanıyorum, evet... Ben buraya geldiğimden beri sadece bir katil tahliye oldu. O da avukatı sayesinde sahte delillerle çıkmayı başardı, sonra da avukatıyla evlenmişler. Ama başka bir katilin buradan gerçek cezasını çekerek tahliye olduğunu görmedim.”
“Sen neden buradasın, ne yaptın?”
“Üçüncü kocamı öldürdüm.” dedi kadın aniden. Aden kaşlarını kaldırdı. Kadının söyledikleri ilgisini çekmeye başladığında artık onun mide bulandıran taraflarına değil, konuştuklarına odaklanmıştı. Bu yüzden artık ne kadar iğrenç bir kadın olduğu dikkatini çekmiyordu.
“Neden?” diye sordu Aden, merakla.
“İlk eşimden olan kızımı taciz ederken yakaladım ve öldürdüm, bu kadar basit.”
Aden şaşkınlıkla kadına baka kaldı.
“Bu yüzden seni hapse mi attılar yani? Çocuğunu koruduğun için...”
“Cinayet cinayettir. Hiçbir indirim de almadım. Çoğu katilin çektiği cezanın aynısını çekiyorum.”
Aden kadına üzülmeye başlamıştı. Onu sırf taciz edilen çocuğunu korumaya çalıştığı için buraya tıktıklarına göre, Aden’in hiçbir şansı yoktu. Kadın yemeğini bitirdikten sonra Aden’e hoşça kal bile demeden kalkıp gitti. Aden’de yemeğinin ardından hücresine geri döndü. Akşam olmuştu ama onun hiç uykusu yoktu, burada oyalanacak herhangi bir şeyde... Mahkûmlar burada zaman geçirmek için istedikleri birçok şeyi, bazı şeyler için özel izin şartıyla temin edebiliyorlardı ama Aden’in aklına, vaktini geçirmek için yapabileceği hiçbir şey gelmiyordu. Buraya asla alışmayacaktı. Buradan bir şekilde kurtulacaktı. Bir yerlerde bir hata yapmıştı, Tanrı’nın istediği bir şeyi yapmamıştı ve şimdi onun cezasını çekiyordu ama ne neydi? Neyi yapmamıştı da Tanrı onu cezalandırıyordu. Aklına Mert’ten başka hiçbir şey gelmiyordu. Hapiste tek kişilik bir hücrede kalırken bile hâlâ cinayet düşündüğü için kendisinin ne kadar aptal olduğunu artık daha iyi anlıyordu. O tam bir aptaldı. Hiç akıllanmıyordu. Onun aklını başına getirecek hiçbir şey yoktu. Onu kimse düzeltemezdi. Yatağında bir sağa bir sola döndükten sonra nihayet uykuya dalabilmişti, ama bu çok kısa sürmüştü. Açılan kapının sesiyle gözlerini açtı. Gardiyan, sabah kahvaltısı için kalkmasını söyledi. Aden ağır ağır yataktan çıkarken, kadın gardiyan sesini yükselterek söylendi.
“Biraz hızlı ol! Ne kadar uyuşuksun.”
Aden ona karılık vermeden, üzerine hırkasını alıp gardiyanın peşinden gitti. Annesi ona bir valiz kıyafet göndermişti ama bir haftadır üzerini hiç değiştirmemişti. Buna gerek de duymuyordu. Peşinden ayrılmayan kadının görüntüsünden ve kokusundan iğreniyordu, ama şu an koku konusunda kendisinin de ondan pek farklı olmadığını anlamaya başladı. O da hiç banyo yapmamıştı. Hatta en son ne zaman banyo yaptığını hatırlamıyordu. Mahkeme, Hayal’in onu kaçırması, alı koyması, yakalanması, tekrar mahkeme derken en son ne zaman banyo yaptığını unutmuştu. Hem kötü kokuyor hem de tüm bedeni kaşınıyordu. Bitlenmemeyi umuyordu. Yine de bu durum onu hiç rahatsız etmiyordu, sadece başkalarının ter kokusu onun midesini bulandırıyordu. Sıraya girip kahvaltı tabağını aldı ve her zamanki yerine oturdu. Bir parça beyaz peynir, dört zeytin, üç dilim salatalık ve bir dilim ekmekten oluşan bir kahvaltı. Buraya gelmeden önce de doğru düzgün karnını doyuramamıştı, en azından burada iyi şeyler yiyeceğini düşünmüştü ama yanılmıştı. Burası daha berbattı. Bu kahvaltı onun dişinin kovuğunu doldurmazdı. Neyse ki zayıf olduğundan fazla yemeğe ihtiyaç duymuyordu, burada kendisinden yaşça ve bedence daha büyük kadınlar vardı, onların halini düşünemiyordu bile.
Masasına oturduğu sırada, en arkalarda grup halinde oturan kadınlardan biri yanından geçerken her zamanki gibi ona bulaşmaya çalıştı.
“Sürtük! Bir de utanmadan yemek yiyebiliyor, utanmaz arlanmaz...”
Onun hemen arkasındaki kadın ekledi.
“Orospu kaltaktan utanma mı bekliyorsun? Kaltak...”
Aden dudağını ısırdı, yumruğunu sıktı. Karşılık vermemek için direniyordu, kendisini tutabilmek için büyük bir çaba gösteriyordu. Bu daha nereye kadar böyle devam edecekti, bu rezillikleri daha ne kadar yaşayacaktı, onunla uğraşmayı ne zaman bırakacaklardı? Belki de o kadın haklıydı, arkasına birilerini almalıydı, birilerinin himayesine girmeliydi. Burada canının güvende olması için tek seçeneği buydu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aden'in Rüyası (Bölüm 52)

Aden'in Rüyası (Bölüm 47)