Aden'in Rüyası (Bölüm 22)


Uykunun en derin yerinde aniden irkildi. Biri kapıyı yumrukluyordu. Gözlerini açıp hızla yerinden kalktı ve el yordamıyla düğmeyi bulup ışığı açtı. Karanlıkta, uyku sersemliğiyle yemek masasına çarpmıştı. Kapı hala yumruklanırken içinden küfürler savurdu. Öfkeli bir şekilde kapıyı bir hışımla açtı. Karşı evde oturan adam, kapıya tekrar vurmak için elini havaya kaldırdığında durdu. Nefes nefese kalmıştı ve berbat bir haldeydi.
“Ne var?” diye sordu Önder, fısıldayarak. Evdekileri uyandırmamak için sessiz olmaya çalışıyordu ama adam kapıyı yumruklarken, Okan’ı da uykusundan uyandırmıştı.
“Kızımı hastaneye götürmem gerek, arabanıza ihtiyacım var. Çok acil!” dedi adam hızlıca. Önder, başıyla onların evini işaret ederek karşılık verdi.
“Evinizin önünde iki tane araba var, gelmiş bizden...”
“Çok fazla kar var, bizim arabalarımız bu yolda ilerleyemez. Lütfen, kızım kendini yaraladı.”
Önder bunu duyunca uykusu hemen dağılmaya başladı.
“Kendini mi yaraladı? Tamam ama araba benim değil, bir dakika bekleyin.” dedi Önder ve yatağında doğrulmuş, uyku mahmuru gözlerle ona bakan Okan’a döndü. “Arabayı istiyorlar, hastaneye gitmeleri gerekiyormuş.”
“Neden onlara arabamı vereyim ki?” diye sordu Okan, uyuşuk bir sesle. “Onlara verecek çöpüm bile yok.”
Adam bunu duyunca mahcup bir şekilde kapıya biraz daha yaklaştı ve Okan’a bakarak, yalvarır bir tavırla söylendi.
“Kızımın durumu çok kötü, kafa travması geçiriyor olabilir. Lütfen...”
Önder Okan’ı ikna edemeyeceklerini anlayınca araya girdi.
“Onları ben götürürüm.”
“İyi, arabamla beraber geri dön.” dedi Okan ve tekrar yerine yatıp, yorganın altına girdi.
Önder derin bir iç çekerek üzerine montunu giyindi ve ayağına botlarını geçirdi. Her şeyi düşünmeden yapmıştı. Sabah erkenden evdeki işlerini halledip kampüse gitmesi gerektiğini unutarak onları kendisinin götüreceğini söylemiş, ayrıca üzerini değiştirmeyi unutmuştu. Arabanın anahtarını, cep telefonunu ve sigara paketini alıp evden çıktı. Uykusuzluktan ve üzerindeki pijamalarından dolayı dışarının soğuğu bir anlığına kaskatı kesilmesine neden oldu. Tüm vücudu kasılmaya başlamıştı ama birazdan soğuğa alıştığında normale dönecekti. Araca binip motoru çalıştırdı ve adamın koşarak gittiği karşı eve doğru ilerledi. Aden kanlar içindeki suratıyla, aracın farlarının ışığında bir canavarı andırıyordu. Önder onun bu korkunç halini görünce epey meraklanmıştı. Aracı evin önünde durdurdu ve herkesin binmesini bekledi. Aden ile annesi arka koltuğa otururken, babası da ön yolcu koltuğuna geçti. Önder gaza basıp oradan uzaklaştı. Bora orada kalmıştı, muhtemelen Hakan amcanın yanına gidecek ve geceyi orada geçirecekti. Şehir merkezine vardığında, en yakın hastaneye sürdü. Hastanenin acil bölümünün önüne geldiğinde aracı durdurdu ve herkesin inmesini bekledi. Okan ona arabayla geri dönmesini söylemişti. Ama onları burada bu şekilde bırakmaya içi el vermedi. Köye giderse onlar evlerine nasıl geri döneceklerdi? Köy yolunda normal bir aracın ilerlemesi mümkün değildi. Belki de işleri fazla uzun sürmez diye düşünerek aracı otoparka park etti ve araçtan inip bir sigara yaktı. Sigarasını bitirdikten sonra, onları bırakıp gitmediğini görmeleri için acil bölümüne gitti ve Aden’in babasını buldu. Sıra sıra dizili sandalyelerden birine oturmuş, kollarını dizine dayamış, başı önde öylece oturuyordu. Annesi muhtemelen pansuman bölümünde, Aden’in yanındaydı. Önder adama yaklaşıp yanına oturdu.
“Nasıl oldu?” diye sordu, sakin bir şekilde.
Adam başını kaldırıp geriye yaslandı ve derin bir iç çekti. Sonra başını iki yana sallayarak cevapladı.
“Bilmiyorum... Ben de anlamadım, kendi kendine yapmış.” dedi, buz gibi bir sesle.
“Tamam ama nasıl yapmış?” diyerek, sorusunu yineledi Önder.
“Annesi onu gördüğünde başını duvara vuruyormuş, uykulu haldeyken.”
Önder bunu duyunca ürperdi. Uyurgezerlik sorunu olan insanların kendilerine, hatta başkalarına zarar verebileceğini biliyordu. Hatta İstanbul’da bunun canlı bir örneğine tanık olmuştu.
Cinsel taciz suçlularının vahşice öldürüldüğü, hatta karısının da ölümüne neden olan seri cinayetlerin baş şüphelisi olan kişinin abisi de uyurgezerdi ve gece evden çıkıp bir evsizi döverek hastanelik ettiğinden dolayı, kardeşi onu bir akıl hastanesine yatırmıştı.
Bu hastalığa sahip olan insanların ve ailelerinin hayatlarının ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyordu.
Buna emin değildi ama annesinin söylediğine göre Aden’in bazı psikolojik sorunları vardı. Belki de uyurgezerlik de bunlardan biriydi, ama onlar henüz bunun fakrında değildi. Aksi halde kim ailesi uykudayken gecenin vakti evini yakarak herkesin canına kastedebilirdi ki? Aklına Mert’in cinayeti geldi. O an kafasında bir ampul yandı. Eğer Aden’in böyle bir hastalığı varsa bu cinayeti işleme olasılığı da olabilirdi. Ama bu kulağa biraz mantıksız geliyordu. Uyurgezer olsa bile bir insanı öldürmesi için onunla buluşma ayarlaması ya da takip etmesi, sonra da onunla bir araya gelerek öldürmesi gerekiyordu. Bir insan uykulu halde bunu yapmazdı. Üstelik ceset parçalanmıştı ve parçaları faklı bölgelere atılmıştı. Bu planlı ve kasten işlenmiş bir cinayetti. Bundan bir sene önce işlenen seri zombi cinayetleri gibi gelişi güzel ve tesadüf eseri işlenen bir cinayet olsaydı, bu düşünce gayet mantıklı olabilirdi. Tabi başka bir olasılık daha vardı. O da Aden’in numara yaptığıydı. Belki de evini kundaklaması, gece uyku sırasında kendine zarar vermesi kendisini hasta göstermek için yaptığı bir numaraydı. Mert’i öldürmek istemiş, onu öldürmüş ve bu cinayetten en az zararla sıyrılabilmek için böyle bir yol izliyordu. Belki de her şey önceden planlıydı ve her şey için doğru zamanı bekliyordu. Bunu anlamanın tek bir yolu vardı. O da Aden’e olabildiğince yakın olmak ve izlemekti. Melisa’yı bu konuda defalarca reddetmişti ama Melisa sonunda haklı çıkmıştı Buna ne kadar hayır dese de yapacağını biliyordu. Evet, bunu yapacaktı. Kendisine hakim olamıyordu. İçinde dayanılmaz bir istek ve dürtü hissediyordu. Elinin altında bir suçlu vardı ve istediği her şeyi kafasına göre yapıyr, sonra da kendince uydurduğu bir hastalığın arkasına sığınıyordu. Gerçek ya da değil, Önder onun foyasını ortaya çıkarmanın bir yolunu bulmuştu. Etrafındaki herkesi kaldırabilirdi ama Önder’i asla kandırmazdı. Birçok şeyin fakrında olmasına rağmen başını ağrıtmamak için bu olaydan uzak durmaya çalışıyordu ama şimdi kararını vermişti. Üniversite öğrencisi olan küçük bir kız onun başını ne kadar ağrıtabilirdi ki? Önder yanında oturan adama döndü.
“İsterseniz onunla konuşabilirim.”
Adam bir süre durup, baygın gözlere ona baktı.
“Eşim sizin eski polis olduğunuzu söylemişti. Cinayet masasından...”
“Evet, doğru.”
“Onunla istediğinizi gibi konuşabilirsiniz. Ne yapmaya çalıştığını belki anlayabilirsiniz.” dedi adam. Sonra tekrar başını öne eğdi. Bir süre sonra karşılarındaki çift kanatlı kapı açıldı ve Aden’in annesi göründü.
“Size ne kadar teşekkür etsek az, gerçekten. Borcumuzu nasıl ödeyeceğiz bilmiyorum, gecenin bu saatinde bizim için uğraştınız.” diye söylendi, onlara yaklaşarak.
“Önemli değil, durumu nasıl?” diye sordu Önder.
“Pansuman yaptılar ama kafa travması ihtimale karşı bu gece gözetim altında tutacaklar.” kadın bıkkın bir şekilde kendisini kocasının yanındaki sandalyeye bıraktı.
Önder ayağa kalktı.
“Ben onunla biraz konuşacağım.” dedi ve müdahale odasına doğru ilerledi. İçeri girdiğinde, etrafı beyaz perdelerle kapalı bir sürü bölme gördü. Aden’in bu bölmelerden hangisinde olduğunu bilmiyordu, hemşirelerden birine yaklaşarak Aden’in ismini söyledi. Genç kız onu yedi numaraya yönlendirdi. Önder, genç kızın söylediği bölmeye doru ilerledi. Perdeyi açıp içeri girdiğinde Aden’i sedyede oturur vaziyette, gözlerini bir noktaya sabitlemiş, düşünceli bir şekilde çenesini sıvazlarken gördü. Hiçbir şey söylemeden bir süre onu seyretti. Aden başını hafifçe yana çevirdi, onu fark edince panikledi. Hemen acı duyuyormuş gibi suratını büzerek, hızla sedyeye uzandı.
“Ah başım, başım çatlıyor...” diye mırıldanmaya başladı.
“Nasılsın?” diye sordu Önder, sahte bir ilgiyle.
“Sence? Bomba gibi olmamı mı bekliyorsun? Halimi görmüyor musun?” diey çıkıştı aden.
Önder onu umursamadan sedyenin yanındaki sandalyeye geçip oturdu ve kollarını dizlerine kot-yup, ellerini birleştirdi.
“Evet, çok kötü görünüyorsun. Bunun nasıl olduğunu merak ettim. Benimle konuşmak ister misin?”
Aden bir süre durdu. Sonra başını yana çevirip gözlerini ona dikti. Muhtemelen samimi olup olmadığını anlamaya çalıyordu. Önder samimi olduğunu düşünmesi için isteksizce gülümsedi.
Ona ilgi gösterdiğini sanması için elinden geldiğince çaba gösteriyordu ama bu konuda ne kadar başarılı olduğunu bilmiyordu.
Çünkü kadınlara nasıl davranması gerektiğini, onların hoşuna giden şeylerin ne olduğunu, güvenlerini kazanmak için ne yapması gerektiğini tamamen unutmuştu.
Aden de onun gibi bilgisiz olacak ki, Önder’in tüm sahte tavırlarını ciddiye aldı.
“Evet, isterim.” dedi, gayet samimi bir gülümsemeyle. Onun gülümsemesi sahte değildi. Gerçek ve sıcak bir gülümseme olduğu yüz ifadesinden anlaşılıyordu. Aynı anda gözlerinin içi gülüyordu. Onun bu sıcak tavrı ve samimiyeti Önder’in içinin sıkılmasına neden oldu, bu onu rahatsız etmişti. İlgiden hoşlanmıyordu, özellikle bir kadın tarafından gelen ilgiden.
“Bunu neden yaptın? Bilinçli mi yaptın yoksa farkında olmadan mı?” diye sordu Önder, sahte ilgisini sürdürerek.
“Şey, aslıda bilerek yamadım. Yani... Ben yapmadım ki...” dedi Aden, buz gibi bir tavırla. Gözlerini kısmış, bir şeyleri hatırlamaya çalışıyor gibi görünüyordu. Önder onun tedirginliğinin devam ettiğini fark edince ilk başta onu gördüğü için değil, yaşadığı olaydan dolayı bir tedirginlik ya da korku içinde olduğunu anlamıştı.
“Kim yaptı?” diye sordu Önder.
“Nasıl söylesem bilemiyorum. Evimize biri girdi ve...” Önder bunu duyunca kaşlarını çattı ve ona daha da dikkat kesildi. Sözünü kesmeden dinlemeyi sürdürüyordu. “Sonra odama geldi. Bana bunu o yaptı. Ama annemle babam geldiğinde ortadan kayboldu. O hala orada, buna eminim. Annemle babam benim yanıma geldiğinde o hala ordaydı, bizi seyrediyordu, bizi dinliyordu, buna eminim.” diye ekledi Aden, kendinden emin bir şekilde. Bunları söylerken hiç duraklamamış, düşünmemmiş, kekelememişti. Sanki gözlerinin önünde olan bir olayı anlık olarak anlatıyor gibi, gayet gerçekçi bir şekilde anlatmıştı. Önder onun doğru söylediğini yüz ifadesinden bile anlayabiliyordu.
“Buna emin misin? belki bir kâbus görmüş olabilirsin ya da halüsinasyon...”
“Eminim.” diyerek, tekrar net bir şekilde cevapladı Aden. Sonra işaret parmağıyla suratına bir daire çizdi. “Halimi görmüyor musun? kendime bunu yapacak kadar aptal mıyım?”
Ona artık sen iye hitap etmeye başlamıştı, oldukça sinirlenmişti. Önder’in ona inanmadığını anlamıştı. Önderin kafası karıştı. Bir yönden mantıklı bir yönde saçmaydı. Bunların gerçekten olduğu konusunda gayet ikna ediciydi, ama Önder onun kafadan çatlak olma ihtimalini de göz ardı edemiyordu.
“Tamam, sonra ne oldu?” diye sordu Önder. Bu boş bir soruydu, o an aklına bu gelmişti ve onu konuşturmaya devam etmek için gelişi güzel sormuştu. Aden bir süre durakladı, gözlerini tavana dikti ve bir süre o şekilde bekledi. Sonra derin bir iç çekerek karşılık verdi.
“Onun sesini duydum.”
“O kim?”
“O işte, Mert.”
“Ne diyordu?”
Aden bu kez de gözlerini ona çevirdi.
“Onu öldürenin kim olduğunu söyledi.”
Öder ürperdi.
“Nasıl yani? Sana gelip kendisini kimin öldürdüğünü mü söyledi?” diye sordu şaşkınlıkla. Ama bu şaşkınlığı üzerinden atması uzun sürmedi. Bir ölü, birinin yanına gelip kendisi kimin öldürdüğünü söyleyemezdi. Aden’in ne kadar hasta ve yardıma muhtaç olduğunu daha iyi anlamaya başlıyordu.
“Tam olarak sayılmaz. Bana dedi ki... Sen bunu başaramadın ama o başardı, senin yapmadığını o yaptı gibi şeyler söyledi, ama kim olduğunu tam olarak söylemedi.”
Önder afallamıştı. Bu kız resmen onun aklıyla oynuyordu. Sinirlenmeye başlamıştı.
“Şunu doğru düzgün anlatır mısın?” diye çıkıştı Önder, sakin kalmaya çalışarak.
Aden yattığı yerden doğruldu ve sırtını duvara yasladı. Şimdi tamamen Önder’e dönmüştü.
“Sana bir şey anlatacağım ama aramızda kalacağına söz ver.”
Önder cevap vermeden ona bakmayı sürdürdü. Merakla ne anlatacağını bekliyordu.
“Tamam, bunu evet olarak kabul ediyorum. Mert’in bana yaptığı şeylerden dolayı ondan nefret ediyorum, bu asla değişmeyecek. Onun öldüğüne sevinen tek kişi benim. Onu öldürmek istedim, onu öldürmek için planlar yapıyordum. Ama sonra onun çoktan öldüğünü öğrendim. Hem de benim planladığım şekilde.”
Önder donup kaldı. Şaşkınlıkla Aden’e bakıyor, duyduklarını bir yere oturtmaya çalışıyordu. Aden onun karşılık vermesine fırsat vermeden konuşması sürdürdü.
“Mert gelip önce bana işkence etti. Sonra da sanki onu öldürmeyi planladığımı, onu öldürmek istediğimi biliyormuş gibi onu öldürmeyi başaramadığımı, benim planımı bir başkasının gerçekleştirdiğini söyledi. Bahsettiği kişinin tam olarak kim olduğunu bilmiyorum ama bununla ilgili bir bağlantı biliyorum.”
“Neymiş?” diye sordu Önder, buz gibi bir sesle.
“Mert’in arkadaşları... Onun evine gidip odasını araştırmıştı. Henüz öldüğü ortaya çıkmadan önce, onu aramak için yapmışlardı. Bilgisayarının şifresini masasının üzerinde, bir kâğıda yazılı olarak bulmuşlar. Aden ve diğeri, şifresi buymuş. Bunu da birilerinin bulması için özel olarak masasının üzerine bırakmış. Diğeri olarak bahsettiği kişi her kim ise onu bulmamız gerek. Düşünsene... Bu cinayet tam olarak benim planladığım şekilde işlenmiş. Benim düşünüp kafamda tasarladığım, beni planladığım şekilde. Bu bir tesadüf mü sence? bu nasıl olur ki, sanki birileri zihnimi okumuş gibi.”
Önder’in tüm bu duyduklarının karşısında kanı donmuştu. Kafası allak bullak olmuştu. Ona inanıp inanmamak konusunda kararsızdı. Arkadaşı, onun planladığı bir şekilde öldürülmüştü. Tabi onun söylediğine göre. Belki de dikkat çekmek için bunu söylüyordu. Ama neden, ne için dikkat çekmek isteyecekti ki? söz konusu olan şey vahşice işlenmiş bir cinayetti. Sırf dikkat çekmek için bunu söylemesi onun tamamen salak olduğunu gösterdi. Ama bu gerçekse ve birileri ondan önce davranıp, Mert’i onun planladığı şekilde öldürdüyse bu nasıl olabilirdi. Kimse kimsenin düşüncelerinin okuyamazdı. Belki farkında olmadan bunu birilerine anlatmıştı. Ya da en korkunç ihtimal, annesinin bahsettiği hastalıktı. Ve rüya defteri...
“Bunu birilerine söyledin mi? Ya da belki, o çocuğun şifresini bir yere yazdığı gibi sen de yazmışsındır.”
Aden bir süre durup, düşünceli gözlerle ona baktı. Bir şey söylemek için dudaklarını araladı, sonra geri kapattı. Söylemek istediği, ama çekindiği bir şey olduğu belliydi. Biraz düşündükten sonra tekrar dudaklarını araladı. Bu kez de bulundukları bölmenin perdesi açıldı ve bir kadın sesi duyuldu.
“Bu kadar yeterli, sizi dışarı alalım.” Önder kadına döndüğünde, yanında üniformalı bir polis gördü. “Hastane polisi ifade alacak.” diye ekledi kadın. Önder, Aden’e son kez baktıktan sonra derin bir iç çekip ayağa kalktı ve oradan ayrıldı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aden'in Rüyası (Bölüm 49)

Aden'in Rüyası (Bölüm 52)

Aden'in Rüyası (Bölüm 47)