Aden'in Rüyası (Bölüm 25)


Pislik herif... Sen göreceksin! sana gününü göstereceğim, adi herif... diye söyleniyordu kendi kendine. Artık evine giren kişinin kim olduğunu öğrenmişti. Evdeki herkes uyumuştu ama o sinir krizi geçirdiğinden dolayı gözüne uyku girmemişti. Yatakta sağa sola dönüp annesiyle babasına olan öfkesini taze tutabilmek için onların söylediklerin kafasında evirip çevirmekten bir türlü uyuyamamıştı. Sonra bir ses duymuştu, evin giriş kapısı açılmıştı. O da her defasında evlerine giren kişi olduğunu düşünerek uyuma numarası yapmış ve kımıldamadan yatağında yatmıştı. Sonra karanlıkta o kişinin yüzünü göremeyeceğini anlayarak cep telefonunun fenerini açmış ve gece lambası gibi görünmesi için baş ucundaki komodinin üzerine bırakmıştı. Tekrar yorganın altına girmiş ve başını, kapıyı görecek pozisyona getirmişti. Davetsiz misafir evi dolaşırken zemindeki eski döşemelerin gıcırtısını duyabiliyordu. Son olarak Aden ile kardeşinin yatak odasının kapısının önüne gelmiş, içeriye göz atmıştı. Sonra da arkasını dönüp çıkmıştı. Cep telefonunun fenerinden o kişinin Okan olduğunu hemen anlamıştı. Bu adamın derdi neydi? önceki girişlerinde Aden’in eşyalarını kurcalamıştı ama bu kez hiçbir şeye dokunmamıştı. Bunu her yaptığında evdeki herkes uykuda oluyordu. Aden’in burnunun dibine kadar geliyor, istediğini yapıp geri gidiyordu. Bu gece de diğerleri gibi bir geceydi, herkes uyuyordu. Aden’in dibine kadar gelip aynı şeyleri yapabilirdi ama yapmamıştı. Acaba Aden’in uyumadığını, sadece numara yaptığını anlamış mıydı? Bunu anlaması zordu çünkü odaya girmemişti, sadece kapıdan bakıp gitmişti. Aden, babasının o adamla konuşmalarını neden yasakladığını şimdi anlamaya başlıyordu, bu adam normal değildi. Eskiden de birbirlerini pek sevmiyorlardı ama yine de anlaşıyorlardı. Peki şimdi derdi neydi? Aden bunu kafasına iyice kazıdı, bunu daha sonra halledecek, ona bunun hesabını soracaktı. Ama şimdi halletmesi gereken başka bir işi vardı. Kilisedeki kızın davetine gitmesi gerekiyordu. Bunu yapmak zorunda değildi ama merakına hakim olamıyordu. Kızın onu nereden tanıdığını, burada yaşamasına rağmen kilisede nasıl denk geldiklerini, ondan ne istediğini, her şeyi merak ediyordu. Bu yüzden gidecekti. Saat iki buçuktu. Herkesin derin uykuya geçtiği bir zamandı. Bunu yapmanın tam vaktiydi. Kimse onun yokluğunu fark etmeyecek, herkes mışıl mışıl uyurken o gidip gelecekti. Okan’ın eve girip çıktığını bile kimse duymamıştı, onun çıktığını da duymayacaklardı. Üzerine montunu giyip odadan çıktı ve oturma odasına gitti. Yerdeki döşemelerin sesini olabildiğince azaltmak için parmak uçlarında yürüyordu ama bu pek bir işe yaramıyordu. Telefonunun fenerini kullanarak kapının yanındaki botlarını buldu ve ayağına geçirip evden çıktı. Kapıyı kapatmıştı çünkü kilitli olmadığında, dışardan da rahatlıkla açılabiliyordu. Babası buranın güvenli olduğunu düşünerek geceleri yatarken kapıları ve camları kilitlemiyordu. Ama evlerine defalarca girip çıkan birilerinin olduğundan haberi bile yoktu. Aden bunu onlara söylememişti. Sadece Önder’e söylemişti Önder’in bunu annesine ya da babasına söylememiş olmasını dilemişti. Çünkü o zaman bunu yapan kişinin kendisiyle kişisel bir sorunu olduğunu düşünmüştü. Ama bunu yapan kişi Okan’dı ve onunla hiçbir sorunu yoktu. Aden yarın ilk iş olarak bunu babasına anlatacaktı. Sonra babası hesap sormak için onun evine gidecek ve bir kavga daha çıkacaktı. Zaten kavga etmek için bahane arıyorlardı, bu da onlar için bir bahaneydi. Evden çıktıktan sonra telefonunun fenerini kapatıp, kızın tarif ettiği yöne doğru yürümeye başladı. Hava berraktı ama ay görünmüyordu. Gökyüzü, elmas gibi parlayan yıldızlarla bir mücevheri andırıyordu. Etraf karanlıktı ama gözü karanlığa alışıktı. Bu yüzden önünü kolayca görebiliyordu. Montunun fermuarını çenesine kadar çekmiş, ellerini cebine sokmuş, başını omuzlarının arasına gömmüştü. Soğuktan donuyordu. Karların içine bata çıka ilerlerken fazla yürümek zorunda kalmamayı umuyordu. Kız, evinin tepenin arkasında olduğunu söylemişti. Buradan bakında tepe çok dik görünüyordu ama yürüdükçe, aslında o kadar da dik olmadığını anladı. Sadece yürürken ayakları kayıyordu. Bir de dondurucu soğuk ve kar hepsi bu, başka ne sorun olabilirdi ki? Tepeyi aştıktan sonra, buradan bakınca nokta gibi görünen bir ev gördü. Etrafta başka bir ev yoktu, kızın bahsettiği ev bu olmalıydı. Küçük parıltıya bakılırsa evin ışıkları açıktı, kız uyumamıştı. Buraya kadar yürümek bile ona işkence gibi gelmişti, bir o kadar da buradan sonra yürümek zorundaydı. Merak iyi bir şey değildi, bunu biliyordu ama kendisine engel olamıyordu. Yürümeye devam etti. Eve yaklaştıkça canlılık fark etti. Evin verandasında çiçeklerle dolu saksılar, kürk olduğu anlaşılan kumaşlarla kaplanmış iki tane sandalye, merdivenlerin başında, gelenleri içeri davet eder bir şekilde duran hayvan heykelleri vardı. Ayrıca evin dış cephesi çiçekli sarmaşıklarla kaplıydı ve duvarların çeşitli yerlerinde hayvan başlarından yapılmış biblolar vardı. Muhtemelen tüm bunlar suniydi ama görüntü olarak insana enerji veriyor, kış aynın ortasında ölü gibi olan bu bölgeye doğal bir canlılık katıyordu.
Perdeleri kapalı olan iki pencereden de ışık yayılıyordu. Ayrıca boğuk bir gürültü olarak duyulan bir melodi yayılıyordu. Bu kız kilisede göründüğü gibi değildi anlaşılan. O sırada belki morali bozuktu, canı sıkkındı. O yüzden o kadar öfkeli ve korkunç görünüyordu. Aden’e verdiği ilk izlenim kötü olabilirdi ama kız kötü biri değildi. Sadece yanlış zamanda tanışmışlardı hepsi bu. O eğlenceli ve sıcak bir insandı, bunu hissediyordu. Bilinçsizce gülümserken suratını tekrar büzdü. Belki de tüm bunların o kızla hiçbir alakası yoktu. Belki de kız ailesiyle yaşıyordu ve tüm bu görüntü, aileden birinin zevklerini yansıtıyordu. Belki de kız gerçekten ayaklı bir cenazeydi, tıpkı kilisede gördüğü gibi. Verandaya çıkıp kapıya vurdu. Kapıya yaklaşınca, uzaktayken boş gürültü olarak duyduğu sesin metal tarzda bir müzik olduğunu fark etti. Muhtemelen Pink Floyd veya Motörhead olmalıydı. Gerçi ikisinin arasında dağlar kadar fark vardı ama Aden bu müzik türüyle ilgilenmediğinden, sadece birkaç gurubun adını biliyordu. Belki düşündüğü gruplardan biri değil, bam başka bir gruptu. Biraz sonra kapı açıldı. Karşısında, kilisede gördüğü kızdan bambaşka bir kız belirdi. Gerçi kız aynı kızdı ama ruh hali olarak bambaşkaydı. Üzerinde ipek kumaştan olduğu anlaşılan kırmızı renkte sade ve askılı mini bir gecelik vardı. Kışın ortasında bu kılıkla nasıl rahat ettiğini anlayamadı. Belki evin içi sıcaktı ama kız kapının önünde hiç titremeden ya da üşüdüğünü belli eden, gayet rahat bir şekilde duruyordu. Kapı pervazına yaslanmış, bir erkeği tahrik etmek istercesine bir bacağını öne uzatmış, kalçasını ise olabildiğince belli etmek istercesine yukarı kaldırmıştı. Bir eli boşlukta sallanırken diğer elinde kalın bir puro tutuyordu. Zenginlerin kullandığı türden orijinal purolardandı. Kısa saçlarına beceriksizce fön çekmişti, suratında ise abartılı bir makyaj vardı. Muhtemelen evde biri vardı, bir erkek. Onun için bu kadar özenliydi. Yüzünde sebebi anlaşılmayan bir neşe vardı. Hiçbir şey söylemeden purosunu bordo ruj ile renklendirdiği dudaklarının arasına aldı ve derin bir nefes çekti. Aden onu içeri davet etmesini bekliyordu ama genç kız hiçbir şey söylemeden öylece duruyordu. Sonunda konuşma gereği duydu.
“Yaldızlı davetiye mi bekliyorsun?”
Aden onun bu sözünün, içeriye girmesi için bir davet olduğunu anladı. Çekinerek içeri girdi, dışarıda donmuştu. İçerinin bir fırın gibi olduğunu sanıyordu ama düşündüğü gibi değildi. Ortam dışarıya göre sıcaktı ama ısıtıcının kullanıldığı bir sıcaklık yoktu. Etrafa göz attığında da herhangi bir ısıtıcı göremedi. Ev ısınmıyordu ve genç kız bu soğuğa rağmen, üzerindeki incecik bir bez parçasıyla dolanıyordu. Evin içi de dışarısı gibi canlıydı. Her yerde yapay olduğu anlaşılan çiçekler ve sarmaşıklar, farklı hayvanlara ait heykeller, duvarlarda, doldurulduğu anlaşılan hayvan başları, her bir köşede renkli biblolar vardı. Koltuklar da verandadaki sandalyeler gibi rengarenk kürklerle kaplanmıştı. Yastık niyetine ise yine peluş hayvanlar kullanılmıştı. Ayrıca evin içine tütsü, sigara ve ne olduğunu anlayamadığı bir koku hakimdi. Bu karmaşık kokular Aden’in genzinin yanmasına, midesinin bulanmasına neden oldu. Orta sehpanın üzerine bakınca, anlayamadığı diğer değişik kokunun alkol kokusu olduğunu anladı. Ayrıca sehpanın üzerinde beyaz toz kalıntıları vardı. Bunların da uyuşturucu olduğunu tahmin etti. Sert Metal müzik sesi artık beyninin içinde yankılanıyor, ortamın ağır kokusuyla birleşip Aden’in başını döndürüyordu. Birden ürperdi, bu kız tam bir keşti. Alkolik, madde bağımlısı ve kötü her ne varsa onlardandı. Bu da Aden’i korkutmaya yetmişti. Genç kızın ruh hali, evin dekoru ve kızın kullandığı tüm bu şeyler birine tamamen zıttı. Aden’in kafası karışmıştı. Genç kız kapıyı kapattı, koltuklardan birine yönelirken Aden sordu.
“Evde biri mi var?”
“Hayır.” dedi kız, ağzının içinde geveleyerek. Kilisedeyken gayet net konuşuyordu ama şimdi kelimeler ağzının içinde yuvarlanıyordu. Muhtemelen alkolden ve uyuşturucudan sersemlemiş olmalıydı. “Yalnız yaşıyorum.” diye ekledi. Aden göz ucuyla genç kıza bakarak, ağır adımlarla üzerinde peluş aslan ve zebra oyuncaklar olan, yeşil renkli kürkle kaplı koltuğa oturdu. Genç kız purosunu camdan oluşan orta sehpanın üzerine gelişi güzel bıraktıktan sonra, ellerini geceliğinin askılarına götürdü. Sonra askılarını sıyırıp geceliğini beline kadar indirdi ve oturduğu yerde kalçasını havaya kaldırıp, bacaklarına kadar indirdi. Sonra da ayaklarından çekip çıkardı. Aden meraklı gözlerle genç kıza bakarken, aniden genç kızın yalızca siyah dantelli külot bulunan çıplak bedeniyle karşılaştı. Kız hiç çekinmeden göğüslerini ve bacaklarını sergiliyordu. Aden şaşkınlık içinde aniden başını çevirdi.
“Ne yapıyorsun sen, beni bunun için mi çağırdın? lezbiyen misin yoksa?” diye sordu, korku içinde.
“Öyle olsaydım isteyeceğim en son kişi bile olmazdın.” Kızın uyuşuk sesine bu kez neşe karışmıştı. “Dönebilirsin giyindim.” diye ekledi.
Aden gözünün yanıyla ona bakarak ağır ağır başını çevirdi.
Bu kez de yalnızca göğüslerini kapatan, külotuyla takım olduğu anlaşılan bir sütyen giymişti.
“Nasıl bu halde dolaşa biliyorsun?” diye sordu Aden, merakla.
“Ne varmış halimde, burası benim evim.”
“Soğuktan bahsediyorum, çok soğuk.”
Genç kız sırıtarak sehpanın üzerine bıraktığı purosunu alıp, tekrar dudaklarının arasına sıkıştırdı. Deirn bir nefes aldıktan sonra, dumanı geri verirken aynı anda konuştu.
“Birkaç gündür polisler gelip gidiyorlar. Bunun bir gün mutlaka olacağını biliyordum. Ama bu kez çok yaklaştılar.”
Aden anlamamış gözlerle ona bakmayı sürdürüyordu. Sadece yüzüne bakmak, gözlerini onun çıplak vücuduna temas ettirmemek için büyük çaba gösteriyordu.
“Ne demek istiyorsun, beni buraya neden çağırdın?”
“Neden geç kaldın?”
“Bir sorun çıktı. Bu arada, adın ne?”
“Bana hayal diyebilirsin.” dedi kız ve göz kırptı.
“Hayal mi, bu bir çeşit lakap mı?”
“Hayır. Gerçek ismim bu, hayal.”
“Kaç yaşındasın.”
“Bilmem.”
Aden anlamamış gözlerle ona baktı. Sonra bir soru daha sorma gereği duydu.
“Burada tamamen yalnız mı yaşıyorsun, ailen nerede?”
“Fazla uzakta sayılmazlar.”
Genç kız purosundan büyük bir nefes daha aldı. Aynı anda dikkatli gözlerle Aden’i seyrediyor, gözlerini bir an olsun kırpmıyordu. Sanki Aden’in her ayrıntısını hafızasına kazımaya çalışıyordu. Ya da ona bakarken aynı anda hayalinde fanteziler canlandırıyordu. Ama ne tür fanteziler olduğunu kestirmek biraz zordu. Belki seks ya da şiddet içerikli olabilirdi. Çünkü bu kızın kafası kesinlikle normal değildi. Bunca madde kullanırken normal olması nasıl beklenebilirdi ki?
“Neden onlarla beraber yaşamıyorsun?”
“Seni yine alacaklar, hazır ol.” dedi kız.
“Ne saçmalıyorsun sen?” diye sordu Aden, nazik olmaya çalışarak. Ses tonunu olabildiğince yumuşak tutmaya özen gösteriyordu. Çünkü bu kızdan korkuyordu.
“Temiz iş yaptığını düşünüyorsan yanılıyorsun Aden.” dedi kız, kaşlarını çatarak. “O çocuğun sana bu kadar yakın olması işi biraz hızlandırabilir, ama yapacak bir şey yok.”
“Ne demek istediğini anlamıyorum, bana açık konuşur musun?”
Başı artık müzik sesinden çatlayacak dereceye gelmişti. Sesi fazla açık değildi ama ortamdaki koku ve müziğin sertliği, onu dayanılmaz derecede rahatsız etmeye başlamıştı.
“Bana sakın neyden bahsettiğimi bilmediğini söyleme Aden! ne söylemek istediğimi gayet iyi biliyorsun.”
Aden yutkundu.
“Müziği kapatabilir misin?”
“Bunu yaptığını gerçekten hatırlamıyor musun Aden?”
“Bari biraz sesini kıs.”
“Bunu beraber yaptık Aden. Sen ve ben. Biz yaptık. Gerçi sana bu kadar yakın olan birini tercih etmek pek doğru olmadı ama bunu sen istedin.”
Aden bayılmak üzereydi. Yorgunluk, uykusuzluk, mide bulantısı ve müzik. Bir kez daha yutkundu ama boğazı kupkuruydu ve yanıyordu.
“Sen neyden bahsediyorsun?”
“Sen merak etme! Zor da olsa bu işten sıyrılacaksın Aden. Bunu senin yapmadığını düşünecekler ve bu işten sıyrılacaksın.”
Kız konuşmasını tamamladıktan sonra purosundan bir nefes daha aldı. Aden bir süre korku dolu gözlerle onu seyrettikten sonra gözlerini sıkıca kapattı. Bu bir rüya olmalıydı. Hayır, bir kâbus. Bu kesinlikle gördüğü o aptalca kabuslardan biriydi, gözlerini açtığında yatağında, yorganının altında olacaktı. Bu saçmalık son bulacaktı. Gözlerini tekrar açtı. Kız hala karşısındaydı.
Bacak bacak üzerine atmış, bir kolunu koltuğun sırt kısmına doğru uzatmış, tahrik edici bir pozisyonda oturuyordu. Hala purosunu içiyordu. Aden hızla yerinden fırladı ve koşar adımlarla kapıya ulaştı. Kapıyı açtığında arkasına bakmadan, karlara bata çıka yürüyerek evine doğru ilerledi. Eve vardığında nefes nefeseydi ve titriyordu, korkudan. Tüm vücudunu ateş basmıştı. Kusmak için kendisini birkaç kere zorladı ama kusamadı. Botlarını ve montunu çıkarıp yere gelişi güzel bıraktıktan sonra, el yordamıyla odasına doğru ilerledi ve yatağına girdi. Biraz gürültü yapmıştı ama umurunda değildi. Evdeki tütsü, puro ve alkol kokusu üzerine sinmişti. Bu midesinin hala bulanmasına neden oluyordu ama başı biraz rahatlamıştı. Artık o yoğun kokudan ve sert müzikten kurtulmuş, derin sessizliğe gömülmüştü. O lanet kız da kimdi şimdi. Mert’i birlikte öldürdüklerinden bahsediyordu ama Aden o kızı hayatında ilk kez görüyordu. Üstelik Mert’i Aden öldürmemişti, kendisinden son derece emindi. Ama kız, onu birlikte öldürdükleri konusunda gayet ne konuşmuştu. Bu saçmalıktı. Belli ki kız Aden’den bir şekilde menfaat sağlama derdindeydi. Olayları öğrenmişti ve bunu Aden’e karşı kullanıyordu. Sonuçta kız yabancı maddelerle beyninin uyuşturuyor, yiyip bitiriyordu. Belki kendisi bile ne yaptığının farkında değildi. Bu tipler menfaatleri ve çıkarları için her yolu denerlerdi. Belki de tek derdi paraydı. Aden’i korkutarak ondan para koparmanın derdindeydi ama Aden bu oyuna gelmeyecekti. Bunu bir kez Mert’in tehdit ve şantajlarına kanarak yapmıştı zaten. Ama bu kıza kanmayacaktı. Üstelik kızın elinde hiçbir şey yoktu, sadece boş boş konuşuyordu. Gözlerini kapatıp uyumaya çalıştı. Gözlerini tekrar açtığında yatağından fırladı. Odanın içine gün ışığı doluyordu, çoktan sabah olmuştu, belki de öğlen. Ne kadar uyuduğunu bilmiyordu ama bu uyku ona sadece birkaç dakika gibi gelmişti. Hemen yatağının altındaki defterini çıkardı, defterin arasındaki kalemi alıp yatağın üzerine oturdu ve yazmaya başladı.
Sevgili rüya defterim, çok kötü bir kâbus gördüm. Rüyamda annemle babam beni gerçekten bir tımarhaneye kapatıyorlardı. Ben çığlık çığlığa onlara yalvarıyordum ama beni dinlemiyorlardı. Beni umursamıyorlardı. Hatta benden kurtuldukları için gayet memnun görünüyorlardı. Bu rüya ne anlama geliyor bilmiyorum. Onların sözünü dinleyip o hastaneye gitmeli miyim yoksa oraya gitmemek için direnmeli miyim emin değilim. Bunu anlamam için bana bir işaret daha gelmesi gerek. Ayrıca bir şey daha var. Dün gece bir kızla buluştum. Onun evine gittim. Kız bana Mert’i birlikte öldürdüğümüzü söyledi. Onu benim öldürmediğimi sen de biliyorsun, onu öldürmem gerekiyordu ama bunu yapamadım. Bunun bir kâbus olup olmadığına emin değilim. O evdeki müzik sesi hala kulaklarımda yankılanıyor. Ayrıca tütsü, puro ve alkol kokusunu da hala alabiliyorum. Kokular üzerime sinmiş. Bunun bir kâbus olup olmadığına dair de bir işaret gelirse ben de ona göre hareket ederim. Şimdilik hoşça kal.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aden'in Rüyası (Bölüm 49)

Aden'in Rüyası (Bölüm 52)

Aden'in Rüyası (Bölüm 47)