Aden'in Rüyası (SON)

Mezarlığın girişinde bir süre bekledikten sonra ağır ağır içeri girdi. Etraf zifiri karanlık olduğundan, telefonunun fenerini açmak zorunda kaldı. Dikkatli adımlarla yürüyerek Melda’nın mezarını buldu. Mezarın yanına, dizlerinin üzerine çöktü ve önce mezar taşına, sonra da üzeri ölü bitkilerle kaplı toprağa baktı. Bir eliyle telefonun ışığını tutarken diğer elini toprağın üzerinde gezdirdi.
“Çok yakında yanına geleceğim hayatım, az kaldı.” diye geveledi.
Öldüğünde onun karşısına nasıl çıkacağını, onun yüzüne nasıl bakacağını bilmiyordu. Ondan utanıyordu. Melda ona hem o hayattayken hem de ölümünün ardından yaptıklarının hesabını sorarsa ona nasıl cevap vereceğini bilmiyordu. Ama yine de artık ona kavuşmak istiyordu. Bunun için sabırsızlanıyordu. Çok kısa bir süre sonra onunla buluşacaklardı. Kaçak olarak satın aldığı silahı belinden çıkarıp emniyet kilidini kapattı. Sonra namluya bir mermi sürdü ve silahı çenesinin altına dayadı. O sırada birinin ona seslendiğini duydu.
“Önder...”
Hemen silahı indirip fenerini etrafa tuttu. Tam karşıda ona doğru yaklaşan simsiyah bir silüet gördü. Ses uzaktan gelen bir yankı gibiydi, boğuk ve kaba bir sesti.
“Kimsin sen?” diye sordu Önder.
Silüet onun karşısına gelip mezarın diğer tarafına, yere oturdu. Bu Aden’di. Üzerinde uzun, siyah bir elbise vardı. Saçları ıslak ve dağınıktı. Toprak ve kurtçuklarla kaplı olan suratında anlamsız bir gülümseme vardı. Mavi ile gri arasında bir renkte olan gözleri boşluğa bakıyordu. Elini Önder’e uzattı. Eli de suratı gibi toprağa bulanmıştı ve yer yer kurtçuklar görünüyordu.
“Seni almaya geldim sevgilim.” dedi Aden.
Önder tüylerinin ürperdiğini hissetti. Derin derin nefes alıp vermeye başladı. Görüntünün kaybolması için gözlerini sıkıca kapattı. Bir süre o şekilde bekledi ve tekrar açtı ama görüntü kaybolmadı. Aden hâlâ karşısında duruyordu. Onu almaya geldiğini söylüyordu. Acaba intihar etmesini mi bekliyordu? Onu Melda’ya bırakmamak için öldüğü an onu kendisi mi almak istiyordu? Önder’de bilinçsizce ona elinin uzattı. Bunu yapmasını sağlayan şey görünmez bir güçtü sanki. Aden onun elini tuttu ama Önder hiçbir şey hissetmedi. Elleri birbirine kenetli olduğu halde onun tenini ve sıcaklığını hissetmiyordu. Beraber ayağa kalktılar. Önder mezarın etrafını dolanıp onun yanına geçti ve el ele, mezarlığın bitişiğindeki ormana doğru yürümeye başladılar. Belki Önder çoktan ölmüştü ama farkında değildi. Belki de şu an yaşadıkları sadece bir hayal veya kâbustu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aden'in Rüyası (Bölüm 49)

Aden'in Rüyası (Bölüm 52)

Aden'in Rüyası (Bölüm 47)